Sıkça Sorulan Sorular

Gastroenteroloji ve İç Hastalıkları üzerine sıkça sorulan tedavi ve sağlık ile ilgili soruların yanıtlarına bu bölümden ulaşabilirsiniz.

Evet. Aşılama daha büyük çocukları ve erişkinleri de Hepatit B virüsüne karşı koruyabilir. Sağlıklı kalmaları için, evinizdeki herkesin 3 enjeksiyondan oluşan aşı serisini yaptırmalarını sağlamak üzere doktorunuzla konuşun.Çevrenizdeki kişileri korumak için yapabileceğiniz başka şeyler de vardır.:

  • Diş fırçanızı, tıraş bıçağınızı ya da üzerinde kan kalabilecek herhangi bir şeyinizi başkalarıyla ortak kullanmayın.
  • Cinsel ilişki sırasında kondom kullanın.
Çocuklarınıza Hepatit B virüsü bulaşıp bulaşmadığını öğrenmenin tek yolu onları doktorunuza ya da bir kliniğe götürmektir. Belirtileri kontrol ederek bunu anlayamazsınız, çünkü enfekte bebeklerin ve çocukların çoğu son derece iyi görünürler.
Tanı koymak için doktor, Hepatit B virüsünü araştırmak üzere kan örneği alacaktır. Bazen doktorunuz karaciğer biyopsisi de yapabilir. Bu, doktorunuzun bir iğneyle karaciğerinizden çok küçük bir örnek alarak gerçekleştirdiği bir testtir. Doktor aldığı örnekte Hepatit B virüsü ve karaciğer hasarı olup olmadığını araştıracaktır.

Evet. Çocuğunuza, doğduktan hemen sonra Hepatit B aşısı yapılacağından emin olmak için doktorunuzla konuşun. Aşılama, çocuğunuzun sağlıklı kalmasına yardım edecektir.

  • Aşı, üç enjeksiyon halinde yapılır. İlk enjeksiyon çocuğunuzun doğumundan sonraki 12 saat içinde yapılmalıdır. İkinci enjeksiyon, çocuğun doğumundan 1 ay sonra yapılmalı. Üçüncü enjeksiyon ise 1. aşıdan en az 4 ay sonra yapılmalıdır. Aşının işe yaraması için çocuğunuzun her üç enjeksiyonu da yaptırmış olması çok önemlidir.
  • Eğer annede Hepatit B varsa doğumda bebeğe test yapılmaksızın HBIG ve hepatit B aşısının 1.si yapılmalıdır. Aşının 1 ve 2. si arasında en az 1 ay olmalıdır. 1. aşı ile 3. aşı arasında da en az 4 ay olmalıdır.
Hepatit B karaciğerinize hasar vererek hastalanmanıza yol açar. Karaciğerinizi, vücudunuzun besinleri işlemesine yardım eden bir fabrika gibi düşünebilirsiniz. Karaciğeriniz uygun biçimde çalıştığında, yediğiniz besinlerin enerjiye dönüştürülmesine yardımcı olur. Ayrıca, karaciğeriniz vücudunuzun ürettiği atık ürünleri parçalayarak, bunların size zarar vermesini önler. Ancak, eğer Hepatit B'niz varsa, karaciğerinizin bir bölümü zarar gördüğünden uygun biçimde işlev göremez. Eğer karaciğerinizin büyük bir kısmı zarar görmüşse, siroz olarak adlandıran ciddi bir durum gelişebilir.
Enfekte olan bazı kişiler kendilerini hasta hissederken, bazıları da iyi hissederler. Kendinizi hasta hissedip hissetmemeniz virüsü ne kadar uzun süredir taşıdığınıza ve kaç yaşında aldığınıza bağlıdır. Geçen birkaç ay içinde ilk kez virüse maruz kalan kişilerde akut Hepatit B olarak bilinen bir durum gelişir. Akut Hepatit B'si olan bazı kişilerde, özellikle bebekler ve çocuklarda herhangi bir enfeksiyon belirtisi görülmez. Ancak bazılarında da, birkaç hafta boyunca belirsiz bir dizi belirti görülebilir.
Evet güvenlidir. Virüsle enfekte bir kişiye dokunabilir ve ona sarılabilirsiniz. Bu yolla virüs bulaşmaz.
Evet güvenlidir. Bütün bir gün yanında dursanız yıllarca birlikte çalışsanız bile virüs size bulaşmaz.
Kişi daha önce aşı yaptırmamışsa ve Hepatit B'yi atlatmamışsa herhangibir test yaptırmaksızın 1 doz hepatit B immun globulin ve beraberinde hepatit B aşısı 1. dozunu yaptırmak hastalığa yakalanmayı önler. Her ikisi de maruziyetten sonra 7 gün içinde yapılması gereklidir.
  • Hepatit B virüsü taşıyan bir anneden doğan çocuklara virüs geçer. Çoğu kişi virüsü henüz bebekken alır: Hepatit B olan 10 bebekten 9'u erişkinlik çağına ulaştıklarında hala enfekte durumda olacaktır.
  • Virüs taşıyan bir kişiyle kondom kullanmadan cinsel ilişkiye girmekle.
  • Virüs taşıyan bir kişiyle aynı enjeksiyon iğnesini, tıraş bıçağını, hatta diş fırçasını kullanmakla.
  • Virüs taşıyan bir kişide kullanılan ve iyice temizlenmeyen aletlerle dövme yapılması ya da vücudun bir yerinin delinmesiyle.
Hepatit B virüsü alıp almadığınızı söyleyebilecek tek kişi olan doktorunuzu görmelisiniz. Bu çok önemlidir. Kendinizi iyi hissetseniz bile, sonradan hastalanmamak için tedavi görmeniz gerekebilir. Böylece, aile üyelerinize ve diğer kişilere virüsü bulaştırmadığınızdan da emin olabilirsiniz.
Bugün için HCV'den korunmak için bir aşı yoktur. HCV ile ilgili aşı çalışmaları şimdilik deneme safhasındadır. A ve B için yapılan aşılar hepatit C'ye karşı koruma sağlamaz. HCV'nin çok çeşitli genotiplerinin olması ve zarf proteinlerinin de sık mutasyon göstermesi aşı yapılmasını güçleştirmektedir. Etkili immunglobulin preparatı da yoktur. Bu arada HCV infeksiyonuna sahip bireyler mutlaka hepatit B için aşılanmalıdırlar.
İrritabl Barsak Sendromu (İBS) hastaların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen kronik bir hastalıktır. İBS hastalarının yaşam kalitelerinin diyabetikler ya da son dönem böbrek hastaları kadar bozulduğunu ortaya koyan çalışmalar vardır. Bir başka çalışmada ise İBS’li hastaların yaşam kalitelerinin gastroözofageal reflü, astım ya da migren hastalarına göre daha bozuk olduğu gösterilmiştir. İBS’nin ABD’de gripten sonra ikinci en sık işe ya da okula gidememe nedeni olduğu bilinmektedir. Bunun dışında çalışan İBS hastalarının iş yaşamlarını da zorlaştırmaktadır. İBS hastalarında işe ya da okula gidememe, olmayanlara göre 3 kat daha fazla yaşanan bir sorundur.
  • Stres İBS’ye neden olmamakla birlikte belirtilerin şiddetini ve seyrini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle, stres yönetimi ve stresle başetme gibi konularda danışmanlık almak faydalı olabilir.
  • Günlük su tüketiminizi artırın.
  • Alkol şikayetlerinizi artırabilir, dikkatli olun ya da hiç kullanmayın.
  • Gıdalarınızı dikkatli seçin. Her hastada şikayetlerin ortaya çıkmasına neden olan gıdalar farklı olabilir. Tükettiğinizde olumsuz etkisini gördüğünüz gıdaları not edin. Bu gıdaları her tükettiğinizde şikayetleriniz üzerinde olumsuz etkisi oluyorsa daha az tüketin ya da hiç kullanmayın.
  • Kabızlıktan şikayetçiyseniz beslenmenizdeki lif miktarını artırabilirsiniz. Ancak aşırı lif tüketiminin gaz ve karın ağrısını artırabileceğini unutmayın! Bir kerede çok miktarda lifli gıda tüketmek yerine lifi beslemenize azar azar ekleyin.
  • Lifli gıdalara örnek olarak tam buğday unundan yapılmış ekmek, kayısı, incir, kivi, böğürtlen, hindistancevizi, şeftali, armut, erik, ananas, çilek, frambuaz gibi meyveler; badem, antepfıstığı, ceviz gibi kuruyemişler; Brüksel lahanası, mısır, brokoli, maydanoz gibi sebzeler; fasulye ve mercimek gibi bakliyatlar sayılabilir.
  • Yağlı gıdalar şikayetleri artırır, daha az tüketin.
  • Suni tatlandırıcılar ve bunları içeren hazır içecek ve yemekler ağrı ve ishali artırabileceğinden tüketilmemelidir.
  • Karbonatlı içecekler, şarküteri ürünleri, süt ve süt ürünleri de bir çok kişide İBS seyrini olumsuz etkileyebilir.
  • Bir kerede yüklü bir öğün yemek yerine daha sık küçük öğünlerle beslenmeyi deneyin.
Hepatit B'ye yakalanma riski en yüksek olanlar şunlardır:
  • Hepatit B'nin çok yaygın olduğu bölgelerde, örneğin Çin, Güneydoğu Asya, Kuzey Kanada ve Afrika'nın büyük bölümünde yaşayanlar.
  • Bu ülkelerde çocukların çoğu, doğumda anneleri Hepatit B virüsü ile enfekte olduğu için bu virüse maruz kalır. Hepatit B'nin çok sık görüldüğü ülkelerde yaşayan insanlar virüsü birbirlerine bulaştırabilirler.
  • Korumasız birden çok eşle cinsel ilişkiye giren kişiler. Yetişkinlerde en sık bulaşma yolu budur.
  • Enjeksiyon yoluyla madde kullananlar.
  • Virüs bulaşmış kana ya da kazayla iğne batması yaralanmalarına maruz kalan sağlık çalışanları.
  • Hijyenik olmayan aletlerle kulak deldirme, dövme yaptırma.
  • Hemodiyaliz hastaları.
Daha nadir geçiş yolları:
  • Isırma olmuşsa tükrükle geçebilir.
  • Öpmekle geçtiği halen bildirilmemiştir.
  • Virus taşıyan kanın verildiği kişiler. Bu olasılık artık çok yüksek değildir. Çünkü kan bankaları artık kanları kontrol etmekte ve eğer virüs tespit edilirse kan imha edilmektedir.
Hepatit B virüsünün bulaşabilir seviyede olduğu sıvılar:
  • Meni
  • Vajinal sekresyonlar
  • Tükrük
  • Kan
Hepatit B virüsünün bulaşabilir seviyede olmadığı durumlar:
  • Gözyaşı
  • İdrar
  • Gayta
  • Anne sütü
HBV su, yemek yada temas etme yoluyla yayılmaz.
Gastroözofageal Reflü Hastalığı (GÖRH) son derecede yaygındır. Yetişkin nüfusun %10-30'unu etkileyen önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkar. Amerika'da yapılan epidemiyolojik araştırmalarda toplumun yaklaşık %20'sinin pirozisi (göğsünde yanma) ve regürjitasyonu (ağıza acı ve ekşi su gelmesi) olduğu ve bu hastalığın prevalansının da yaklaşık %7 olduğu bildirilmektedir. Ciddi GÖRH sıklığı 40 yaşından sonra belirgin bir şekilde artar. Erkeklerde kadınlardan daha yaygındır. GÖRH olan hastaların %5'inde ülser, %4-20'sinde pilor stenozu ve 8-20'sinde prekanseröz olan Barrett özofagusu gelişir.
Reflüye karşı bariyer oluşturan fonksiyonları bozduğu bilinen günlük hayat tarzı, yeme alışkanlıkları ve yaşam şartlarının ortadan kaldırılması veya düzeltilmesi tedavinin her döneminde uyulması gereken önlemlerdir. Bunların en önemlileri aşağıya çıkarılmıştır.
  • İlk başta yemenize dikkat edin. Bazı gıdalar göğüsde yanmaya yol açar. Bunu ya yemek borusu alt ucundaki kasları relakse ederek yada yemek borusu iç yüzeyini tahriş ederek yaparlar. Bu gıdalar kişiden kişiye çok değişmekle beraber başlıcaları olanları aşağıda bahsedilmiştir.
  • Yatarken vücudun üst kısmı ve başın yüksekte olması yararlıdır. Bunun için yastık sayısı arttırılabilir veya yatağın baş kısmı yükseltilebilir.
  • Bir defada çok fazla yemek yerine, sık sık ve az miktarda yemek tercih edilmelidir. Çok yemek minenin gerilmesine özofagus alt sfinkterinin zorlanmasına ve açılmasına bunun sonucunda da mide asidinin yemek borusuna doğru geri akmasına yol açar.
  • Sola yatılması tavsiye edilir.
  • Gece geç yemek yenilmemelidir. Yemeklerden sonra 2-3 saat gibi bir süre yatılmamalı ve uzanılmamalıdır.
  • Fazla kilolar verilmelidir, çünkü karın içi basıncı artacağından yakınmalar şiddetlenebilir.
  • Beyaz leblebi yenmesi de mide ve özofagusda asit nötralizasyonuna yardımcı olabilir.
  • Yemek yedikten sonra sakız çiğnenmesi. Sakız çiğnemek tükrük oluşumunu arttırır. Bu da mide asidinin nötralize edilmesine yardımcı olur.
  • Nane, nane şekeri, çikolatalı, aşırı yağlı yada kızartılmış yiyecekler (alt özofagus sfinkter basıncını düşürür ve mide boşalmasını geciktirir) ve baklava gibi ağır tatlılı yiyeceklerden kaçınılmalıdır.
  • Baharatlı yiyecekler, domates ve ürünleri, sarımsak, soğan, ekşi meyvalar ve meyva suları portakal suyu, kolalı sitrik asitli içecekler, ve kahve özofagusu aside duyarlı olduğu bilinen hastalarda özofageal duyu reseptörlerini doğrudan uyarmak suretiyle semptomlara neden olabilirler.
  • Yağdan fakir, proteinden zengin gıdalar alt özofagus sfinkterinde basınç artışı yaptığından bu tip diyet uygulanması uygun olur.
  • Sigara içilmemeli. Sigara içme alt özofagus sfinkterinde relaksasyona neden olur.
  • Kırmızı ve beyaz şarap, hafif ve ağır alkollü içkiler kullanılmamalıdır.
  • Karın bölgesini sıkan kıyafetler, korse, dar pantolon ve kemer kullanılmamalıdır.
  • Bazen ağır ekzersizler ciddi reflüye sebep olabilir.
  • Kullanmakta olduğunuz bazı ilaçlar özellikle antikolinerjikler,sildenafil, teofilin, adrenerjik agonistler, adrenerjik antagonistler, diazepam, opiatlar, kalsiyum kanal blokerleri, progesteron ve prostaglandinler alt özofagus sfinterini gevşeterek reflüyü arttırabilirler.
  • Gebelikte karın içi basınç artışı da reflüye neden olabilir.
Bazı hastalarda stresli dönemlerde hastalığın alevlendiği görülürse de, genellikle stres ile aktivasyon arasında belirgin bir ilişki yoktur. Barsak infeksiyonları, soğuk, gribal infeksiyon, antibiyotikler ve muhtemelen ağrı kesici ilaçlar hastalığın alevlenmesini tetikleyebilir.
Fazla olmamak ve sık içmemek kaydı ile süt alınabilir. Ancak eskiden sanıldığının aksine sık ve çok miktarda süt içmek ülser ve gastrit iyileşmesini sağlamaz. Sütün içerdiği peptidler ve kalsiyumun mide asit salgılanmasını güçlü bir biçimde uyardığı için günümüzde ülser tedavisinde yeri yoktur.
Ülser sigara içenlerde daha çok görülür. Bundan başka ülser hastalarında oluşan kanama, ülserin delinmesi ve mide çıkışının daralması sigara içenlerde daha sık oluşur. Sigara içimi ülser tedavisini güçleştirir ve nüks olasılığını arttırır.
Oniki parmak barsağı (duodenum) ülseri hiçbir zaman kansere neden olmaz. Başlangıçta iyi huylu olan mide ülserleri de kanserleşmez. Bununla birlikte mide ülserlerinin bir kısmı başlangıçtan itibaren kanser ülseridir. Bu nedenle şüphelenilen bu tip ülserlerden endoskopik biyopsi alınarak incelenmesi gerekmektedir. Son yıllarda Helikobakter Pilori 'nin uzun dönem tedavi edilmemesinin ve midedeki varlığının devam etmesinin de mide kanseri risk faktörlerinden biri olduğu bildirilmektedir. Bir grup Japon araştırıcının yaptıkları ve bir Amerikan tıp dergisi olan New England Journal of Medicine 2001;345:784-789’da yayınladıkları araştırmada şu sonuca varmışlardır: 1: Mide kanseri Helikobakter pilori infeksiyonu bulunan hastalarda gelişmekte (%2,9), ancak infekte olmamış hastalarda gelişmemektedir. 2: Helikobakter pilori ile enfekte olan hastalar arasında, intestinal metaplazi, esas olarak korpusu tutan gastrit veya her ikisininde birlikte olduğu ve eşlik ettiği ciddi atrofi bulunan hastalar mide kanseri yönünden yüksek risk altındadırlar. Geçtiğimiz yıllarda da Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Kanser Araştırma Enstitüsü Helikobakter piloriyi mide kanserinin bir numaralı risk faktörü olarak kabul etmişlerdir.
Ülseratif Kolit bir infeksiyon hastalığı değildir. Hasta, hastalığını çevresindeki insanlara bulaştırmaz.
  • Hastalığın aktif olduğu dönemde gebe kalınmaması önerilir.
  • Gebelik sırasında yarı yarıya hastalık alevlenebilir, ya da iyileşebilir. Bazı hastalarda doğumu takiben birkaç hafta içinde alevlenme olabilir.
  • Bağışıklık sistemini etkileyen Azothioprine (Imuran) tedavisi almakta olan hastalar gebe kalmaktan kaçınmalıdır. Sulfasalazine (Salozoprin), mesalazine (Salofalk) gibi ilaçlar gebelik sırasında, emniyetle kullanılabilir.
  • Gebelik sırasında hastalığın alevlenmesi halinde lavman yolu ile veya ağızdan kortizon kullanmak gerekebilir. Kortizonun anne karnındaki bebeğe zararlı etkisi gösterilmemiştir. Bununla birlikte yüksek dozda kortizon hapları almakta olan hastaların bebeğini emzirmemesi önerilir.
  • Ülseratif Kolit gebe kalmanızı ya da sağlıklı bebek sahibi olmanızı engellemez. Hamilelik ve doğum sırasındaki riskiniz, normal kişiden farklı değildir.
Ülseratif Kolit, anne babadan çocuklarına geçen bir hastalık değildir. Bununla birlikte, aynı aile içinde birden fazla hasta birey bulunabilir. Bununla birlikte hastanın çocuğunda Ülseratif Kolit olması düşük olasılıktır.